Prag Yeni Şehir

08.05.2017

Prag Yeni Şehir ( New Town Prague – Nove Mesto )

Prag gezimizde, şehrin dışından başlayıp merkeze doğru gelecek bir rota oluşturduk ve turumuza ilk olarak Prag Yeni Şehir’den başladık. Adı Yeni Şehir olsa da pek de yeni bir şehir değil aslında, 1348 yılında IV Charles tarafından kurulmuş bir yerleşim alanı olan bölgeye, Prag’ın ilk yerleşim alanı olan Eski Şehir’den ( Old Town ) sonra kurulduğu için Yeni Şehir adı verilmiş.

Prag Yeni Şehir, hemen Eski Şehrin devamına yapılmış ve onun etrafını sarmış, Eski Şehir’e göre oldukça büyük bir alanı kaplıyor. Eski-yeni diye ayrılmış ama sadece isim olarak, yoksa aralarında surlar falan yok, binaların yapıları da benzediği için eski şehirden çıktım yenisine girdim gibi bir izlenime kapılmıyorsunuz. 🙂

Yeni Şehir’de gezdiğimiz yerler;

Aziz Ludmila Kilisesi ( Church of Saint Ludmila – Kostel Sv. Ludmiliy )

Otelin yakınındaki duraktan metroya binip I.P. Pavlova durağına gittik, buradan biraz yürüyüşle Church of Saint Ludmila – Aziz Ludmila Kilisesine ulaştık. 60 m uzunluğunda 2 adet kulesi olan ve 1888-1892 arasında Gotik tarzda yapılmış kilise, Barış Meydanı ( Peace Square – Namesti Miru ) adlı meydanda bulunuyor. İçerisinde oldukça güzel heykeller ve resimlerin bulunduğu kilise kapalı olduğu için içine giremedik. Normal zamanlarda kilisenin bulunduğu bu meydan Çekler tarafından park olarak kullanıldığı için burada oturan, kitap okuyan, dinlenen pek çok insan görebilirmiş siniz, biz gittiğimizde hava yağmurlu olduğu için kimseler yoktu 🙁

Bizde yağmurda fazla ıslanmamak için meydanın etrafındaki şehir tiyatrosunu ve diğer binaları görmeden oradan ayrılıp bir şeyler yemeye gidiyoruz. Buraya gelirken yol üzerinde gördüğümüz bir pizzacı da karnımızı doyurup yağmurun dinmesini bekledik. Küçük bir pizzacı olduğu için iletişimde biraz sıkıntı yaşadık, onlar İngilizce bilmiyordu biz de Çekce. “Evrensel” bir iletişim şekli olan Tarzanca ile derdimizi anlatmaya çalışırken pizzacının etlerini temin eden kasap et getirdi, pizzacıda ona Çekce bir şeyler söyleyince adam bize dönüp İngilizce olarak ne istediğimizi sordu. Ona derdimizi anlatırken aramızda Türkçe konuştuk, kasap dönüp demesin mi ” Hemşerim nerelisiniz? ” Adam Mardin’li çıktı çalışmak için oraya yıllar önce gitmiş, onun sayesinde anlaştık ve pizzamızı yedik.



Sadece Prag’da değil diğer Avrupa kentlerinde de çok sayıda Türk var ve gezi boyunca şunu farkettik ki eğer İngilizce ile anlaşamıyorsanız yerel dillerle, sözlükle falan uğraşmayın, yüksek sesle Türkçe konuşun, kesin oralarda bir Türk vardır. Etrafta Türk yoksa bile konuştuğunuz esnaf çat pat ta olsa Türkçe biliyordur

Yağmur dindikten sonra Jecna Caddesinden tarihi yapıların arasından Vltava Nehrine doğru iniyoruz. Yol boyunca sağımızda solumuzda gördüğümüz neredeyse bütün binaların duvarlarında heykeller ve süslemeler var. Karl Meydanı ( Charles’ Square – Karlovo Namesti ) adında oldukça büyük bir meydana çıkıyoruz, zamanında hayvan pazarı olarak kurulan ve yıllar içerisinde meydana dönüşen alan 70.000 m2 yüzölçümü ile Prag’ın en büyük meydanı. Karl Meydanında  1665-1671 arasında barok tarzda yapılan Aziz İgnatius Kilisesi ( St Ignatius Churc – Kostel Svateho Ignace ) meydanın etrafındaki tarihi binalardan birisi. Cizvitler tarafından yapılan Avrupa’daki üçüncü en büyük Cizvit yerleşkesinin günümüze kalan bir parçasıymış.

 

Dans Eden Ev ( Dancing House – Tancici Dum )

Yürümeye devam ederek Vltava Nehir kıyısına geldik, burada da karşımıza ünlü Dans Eden Ev ( Dancing house ) çıkıyor. Tarihi binalar ve eserlerle dolu Prag’da tarihi olmayan, şehrin havasıyla uyumlu olmayan, modern mimariye sahip bir binanın bu kadar ünlü olması da ilginç. 1992-1996 arasında yapılan Dans Eden Ev, tarihi bir yapı değil, çok ilgi çekici bir bina da değil aslında, içerisinde restoran, otel ve ofislerin bulunduğu bina yapısından dolayı Dans Eden Ev olarak adlandırılıyor.

Dik duran bina erkek figürünü simgeliyor onun etrafında kıvrılan bina ise estetik vücutlu bir kadın dansçıyı simgeliyor. Erkek olan binanın çatısına ferforjeden saç bile yapılmış 🙂

Binanın bir diğer adı da Ginger ve Fred. 1940’lı yıllarda ünlü olan Amerikalı dansçı Ginger Rogers ve Fred Astair’a ithafen bina bu ikilinin ismi ile de anılmaktadır.

Prag’ın büyüleyici havasıyla uyumlu olmayan bu bina gidilmişken görülebilir ama çok da bir cazibesi yok bence.

Buradan Vltava kıyısında bir yürüyüşle Masarykovo Caddesi boyunca sıralanmış güzel binalara bakarak ilerliyoruz.

Ara sokaklarda ilerlerken Mosaic House adlı binanın önünde duran dev mantarlar ilgimizi çekiyor, mantarlara bakmak için yaklaştığımızda havada şemsiyesiyle asılı duran bir kadın ve bir erkek figürü karşımıza çıkıyor. Bir sanat evi olan Mosaic House’un sanatçıları tarafından yapılmış bu ve sokaktaki diğer eserler baya dikkat çekici.

 

Yeni Şehir Belediye Sarayı ( New Town Hall – Novoměstská radnice )

Yürüyerek yeniden Karl Meydanı’na çıktık, ama sabah geçtiğimiz kısmına değil, oldukça büyük olan meydanın diğer ucuna çıktık ve Yeni Şehir Belediye Sarayına ulaştık. 1348 de IV. Charles tarafından gotik tarzda yapılan bina, yeni bir şehir kurulmasıyla birlikte şehrin yönetim binası olarak yapılıyor ve Yeni Şehir Belediye Sarayı olarak adlandırılıyor. 1784 de dört farklı Prag Şehri birleşene kadar Prag Yeni Şehri’nin merkezi olarak kabul edilen bina savaşlar ve salgın hastalıklar gibi pek çok tarihi olaya şahitlik etmiş. 1962 de bina Ulusal Kültürel Varlık olarak ilan edilip koruma altına alınmış.

Kutsal Üçleme Kilisesi ( Holy Trinity Church – Kostel Nejsvětější Trojice )

1708-1713 yılları arasında barok tarzda yapılan Kutsal Üçleme Kilisesi, adından da anlaşılacağı gibi Hristiyanlık inancındaki baba-oğul-kutsal ruh üçlemesini sembolize ediyor. Spelana Caddesinden Kiliseye bakınca görünen üç girişi ve bu girişlerin üzerinde bulunan üç 3 pencere, üçlemeyi temsil ediyormuş. 1980 lerde metro çalışmasından dolayı yıkılma tehlikesi geçiren Kilise, 2009 da restorasyon ve boyama çalışmalarından sonra kullanıma açılıyor.

Vaclav Meydanı ( Wenceslas Square – Vaclavske Namesti ) 

Kiliseden sonra yürümeye devam ettik ve Prag Ulusal Müzesi’nin bulunduğu Vaclav Meydanına ( Wenceslas Square – Vaclavske Namesti ) gittik. Meydana girince meydanın karşı tarafında bulunan 1890 yılında yapılan Ulusal Müze, meydana hakim konumuyla durmakta, biz gittiğimiz zaman tadilatta olduğu için o havalı duruşu yoktu ama neyse 🙂

Vaclav Meydanı tarihte pek çok önemli olaya tanıklık etmiştir, bunlardan en önemlisi 1989 yılında polis şiddetine tepki olarak ortaya çıkan olayların Kadife Devrim’e dönüşmesi ve komünizmi yıkmasıdır.

Meydan da 1912 yılında yapılmış at üzerindeki Aziz Vaclav heykeli ve onun önünde Komünizm kurbanları için yapılmış bir anıt bulunmakta. Etrafında oteller, kafeler ve çeşitli mağazaların olduğu meydan oldukça canlı.

Bu meydanı da gezdikten sonra Prag Yeni Şehir de gezeceğimiz son yer olan Ulusal Tiyatro’ya gitmek için tramvayları kullanıyoruz.

Prag Ulusal Tiyatrosu ( National Theatre – Národní divadlo )

Ulusal Tiyatro, Prag’daki önemli binalardan biridir. Çek Cumhuriyetinin özgürlüğünün ve kültürünün sembolü olan bina 1868-1881 arasında yapılmış, yapıldıktan sonra bir yangın geçirmiş ve 1883 te yeniden açılmıştır.

1800 lü yıllarda Prag Avusturya İmparatorluğuna bağlıymış, Prag halkı 1845 te Avusturya hükümetinden kendilerine bir tiyatro binası yapmasını istemiş ama reddedilmiş. Bunun üzerine çek halkı bir komisyon kurarak projeler üretiyor ve aralarında para topluyorlar, sonunda 1000 kişilik taş bir bina yapmaya karar veriyorlar.

Tiyatronun yapımında kullanılan temel taşların dördü Prag’dan olmak üzere ülkenin 26 farklı noktasından getirilmiştir. Temel taşlardan biri de Amerika’dan gönderilmiştir üzerinde şu notla birlikte “What is governed by the blood, the sea will not divide”

Farklı tasarım ve mimaride yapılan binaya o zamanlar Rönesans Harikası denilirmiş.

Prag Yeni Şehir turumuzu Ulusal Tiyatro ile tamamlıyoruz ve Prag Eski Şehir turuna başlıyoruz. Yarın da Prag’daki son bölge olan Lesser Town ile turumuzu noktalayacağız

Keyifli gezmeler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir