Lübyana Slovenya

Ljubljana Slovenia

Saat dokuz buçuğa doğru tatlılarımızı yer yemez Bled’den ayrıldık ve yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından, Ucuz Avrupa Tatili planımızın sonraki durağı olan Lübyana’ya geldik. Slovenya’nın başkenti ve en büyük şehri olan Lübyana’nın nüfusu yaklaşık olarak 300.000 kişi. En büyük şehrinin nüfusu 300.000 ise ülke ne kadar olabilir ki diye düşünüyor insan, ülkenin nüfusu da 2 milyonmuş 🙂

Slovenya’nın resmi para birimi Euro, resmi dili ise Slovence ama Lübyana’da neredeyse herkes İngilizce biliyor o nedenle iletişim sıkıntısı yaşanmayacak bir yer. Hatta kaldığımız otel civarında Türkçe konuşan pek çok insana denk geldik, ilk önce çok şaşırdık ama sonradan burada oldukça çok Makedon olduğunu öğrendik ve Makedon Türkçesi gayet bizim Türkçemiz gibi.

10-11.05.2017

Lübyana’da Kaldığımız Yer

Saat on buçuk civarlarında Lübyanya geldik ama kalacağımız hosteli bulmak hayli zamanımızı aldı. booking.com dan, Rooms Trubar adında bir hostelden yer ayarlamıştık, önceden de arayıp geç giriş yapacağımız bildirmiştik. Ama hostelin bulunduğu sokağa girdiğimizde bir türlü hosteli bulamadık, çünkü ne bir tabela ne bir isim hiç bir şey yok. Elimizdeki belgelerde yazılı olan adrese gidiyoruz, 2 katlı bir bina var ama kapılar kapalı, içeride ışıklar kapalı, kimseler yok. Yine de kapıyı çalıyoruz ama açan olmuyor. Etraftaki dükkânlara soruyoruz kimse burada böyle bir hostel duymamış kimsenin haberi yok.

Hostelin bulunduğu dar sokağın girişleri bariyerle kapalı araç giremiyor, sokaktaki evlerin ve dükkanların duvarları hep grafiti tarzda yazı ve resimlerle boyanmış, sokaktan geçen tipler pek tekin tiplere benzemiyor. Ya da gece gece sokakta kaldık diye bize öyle göründü bilemiyorum ama gecenin o saatinde ne yaparız nereye gideriz bilemiyoruz.

Sokağın karşı tarafındaki meze satan dükkanda çalışan kız sağ olsun bizi garip garip etrafa bakınırken görünce ne olduğunu öğrenmek için yanımıza gelip durumu soruyor. Orada bir hostel olmadığını karşı dükkanda çalıştığını ve hiç Rooms Trubar adında bir hostel duymadığını söylüyor. Sonrada elimizdeki kağıtta yazan numarayı arayıp hostel sahibiyle konuşuyor ve resmen hayatımızın akışını çeviriyor. Hostel görevlisi başka bir yerdeymiş ve 10 dakika içerisinde geldi. Biz doğru binayı bulmuşuz ama adamın burada hostel çalıştırdığını duyan bilen yok, zaten tabela afiş tarzında herhangi bir görsel de yok.

Neyse sağ olsun mezeci kız sayesinde hostele yerleşiyoruz, dışarıdan harabe gibi duran binanın içi fena değildi. Kaldığımız odadaki yataklar ve eşyalar yeniydi, sanırım yeni açılan bir hosteldi. Ama ortak tuvalet, banyo ve mutfak pek kullanılacak gibi değildi, diğer müşteriler biraz pasaklılar galiba 🙂



Güvenli Kent Lübyana

Saat on bir buçuk olmuştu ama hemen yatmayalım biraz etrafı gezelim istedik, aslında beğenmediğimiz, biraz ürkütücü görünen sokak baya merkezi bir yermiş. Haritadan baktığımızda ünlü Metalkova bölgesi yakında görünüyordu biz de oraya yürüyerek gitmeye karar verdik.

Lübyana’ya ilk girişimiz pek hoş olmadı, biraz tırstık ama sokaklarında yürümeye başlayınca buraların o kadar da ürkütücü olmadığını gördük. Gecenin on ikisine geliyordu ama sokaklarda yalnız başlarına yürüyen, bisiklet süren oldukça fazla genç kızı görünce buranın tehlikeli bir yer olmadığını anladık.

Hatta Metalkova’dan sonra gittiğimiz Preseren Meydanında, gecenin on iki buçuğunda bir bankta sarhoş bir şekilde oturan, yüksek sesle kahkahalar atan ama hiç rahatsız edilmeyen üç yalnız kadını görünce şaşırmadık desek yalan olur. Meydandan yukarıya doğru çıkarken sokağın köşesinden dönüp ellerindeki şarap kadehleriyle yanımızdan geçen iki genç kız hala gözümün önünde. Gecenin o saatinde ellerinde kadehlerle mutlu bir şekilde ve herhangi bir tedirginlik yaşamadan ıssız sokakta gezebiliyorlar. Bir an Türkiye’yi düşündüm, bir gün bizde bırakın kadınları erkek olarak korkmadan sokaklarda böyle gezebilir miyiz acaba?

Lübyana sokaklarında dikkatimizi çeken iki şey vardı; birincisi kadın nüfusu erkeklere oranla oldukça fazlaydı, bir erkek görüyorsak on tanede kadın görüyorduk. İkincisi ise buradaki insanlar inanılmaz derecede bisiklet kullanıyorlar, neredeyse herkes bisikletle dolaşıyordu.

Gece gece Metalkova, Preseren meydanı ve birkaç cadde gezdikten sonra otele dönüyor ve uyuyoruz, Ljubljana’yı ertesi gün gündüz gözüyle fethederiz 🙂

Lübyana’da Gezilecek Yerler
Metalkova

Lübyana’da bulunan bu küçük alan Yugoslavya ordusunun kışla olarak kullandığı bir yermiş. Slovenya Yugoslavya’dan ayrılınca ordu buradan çekiliyor ve bir boşluk oluşuyor, 200 kadar Sloven genç bu boşluktan yararlanarak bölgeyi işgal ederek Metalkova efsanesini başlatıyorlar. Sanat ve kültür etkinlikleri düzenlemek için işgal ettikleri bu bölge Slovenya Hükümeti tarafından kabul görmüyor ama gençlerin üstüne de gitmiyorlar. Şimdilerde ise çok turist çektiği için bölgenin özerk yapısına dokunulmuyor ve Ljubljana içinde bağımsız bir bölge olarak varlığını sürdürüyor.

Şehrin isyankâr tarafının bir sembolü olarak varlığını koruyan Metalkova’da barlar, sanat stüdyoları, konser alanları bulunuyor. Ve bunların hiçbiri yasal bir statüye sahip değil vergi yok, kontrol eden yok, karışan yok herkes özgürce istediğini yapabiliyor. Buradaki resmi statüsü olan tek bina, eskiden hapishane olan şimdi ise hostel olarak kullanılan Hotel Celica.

Burası geceleri oldukça canlı olan üniversitelilerin, turistlerin ve gençlerin eğlendikleri, sık sık konserler düzenlenen yaşayan bir alan. Gündüzleri ise duvarlardaki ilginç grafitilerin ve heykellerin resimlerin çekmek isteyen turistler haricinde kimseler olmuyor. Binaların duvarları oldukça farklı tarzlarda boyanmış ve oldukça sıra dışı heykeller yapılmış. Özerk bir bölge olması ve duvarlarındaki garip resim ve heykellerle geceleri biraz ürkütücü gelse de oldukça sakin olan taşkınlıkların pek yaşanmadığı oldukça güvenli ve eğlenceli bir mekan, Slovenya ya yolunuz düşerse illaki görün.

 Tivoli Park

Yaklaşık 5 kilometrekarelik bir alana sahip olan ve 1813 yılında yapılan Tivoli Park, her tarafı oldukça yeşil olan Lübyana’nın en büyük ve en güzel parkı. İçerisinde hayvanat bahçesi, botanik bahçesi ve çocuk parkı gibi pek çok farklı tesisin bulunduğu parkta koşan, yürüyüş yapan ve bisiklete binen insanları her tarafta görebilirsiniz.

Lübyana Kalesi ( Ljubljana Castle )

Şehre hakim 375 m yüksekliğinde bir tepe üzerinde, oldukça güzel bir manzaraya sahip olan Lübyana Kalesi, çokta ilgi çekici bir yer değil aslında. İçerisinde hücrelerin ve şapelin olduğu bölümü saymazsak pek tarihi bir bina gibi durmayan kale, 15 yüzyılda yapılmış ama muhtemelen geçirdiği tadilatlardan dolayı o zamanki halini koruyamamış. Kalede bir şeyler yiyip içeceğiniz bir tesis bulunmakta ve sürekli olarak düğün töreni, konser, sergi gibi etkinliklere ev sahipliği yapmakta.

Biz arabayla geldiğimiz için sıkıntı yaşamadık ama kaleye yürüyerek çıkmak biraz zormuş, o nedenle bir finiküler hattı kurulmuş, kendinize güvenmiyorsanız onu kullanın 🙂

Ejderha Köprüsü ( Dragon Bridge )

Her iki başında toplam dört adet, şehrin simgesi olan ejderha figürünün bulunduğu köprünün üzerinde 1848-1888 tarihleri var. Köprünün inşaatına başlama ve tamamlama yılı olarak düşünmüştüm ama öyle değilmiş. 1848-1906 yılları arasında hüküm süren İmparator Franz Joseph’in iktidarının 40. yılı anısına yapılması için 1888 de tasarlanmış. 1900 lü yılların başlarında bitirilebilen köprünün orijinal adı “ The Jubilee Bridge of the Emperor Franz Josef I” dir.

Pazar Yeri ( Central Market )

Ejderha köprüsünden karşıya geçince karşımıza bir Pazar çıkıyor, sebze meyve, kıyafet gibi pek çok ürün bulabileceğiniz pazar, bizim pazarlarımıza benziyor aslında. Sebze ve meyveler oldukça taze ve güzel görünüyordu, bizde taze çilek kokusuna dayanamadık ve biraz çilek aldık 🙂

Pazarın içerisinde yemek yiyebileceğiniz bir bölümde var, balık ekmek, köfte ekmek gibi yabancısı olmadığımız tezgahlar görebilirsiniz. Sucuk satan bir pazarcının oldukça ilginç sucukları vardı; geyik, yaban domuzu, at, hatta ayı sucuğu bile satıyordu.

Preseren Meydanı ( Presernov Trg )

Pazar yerinden sonra, diğer Avrupa şehirlerinde gördüğümüz gibi asma kilitlerin takılı olduğu bir köprü olan Mesarski Köprüsünden geçerek şehrin merkezi olan Presen Meydanı’na geldik. İsmini Slovenya’nın ünlü şairlerinden biri olan France Presen’den alan bu meydan şehrin kalbi konumundadır. Bu meydanın ortasında meydana adını veren şair Preseren’in bir heykeli, bu heykelin arkasında pembe rengiyle Franciscan Kilisesi ve belki de Lübyana’nın en çok ilgi çeken yeri olan Tromostovje  ( Üçlü Köprü ) bulunmaktadır.

Üçlü Köprü ( Triple Bridge )

Üç köprünün birleşimi gibi duran farklı mimariye sahip köprü Lübyana’da görülmesi gereken yerlerden biri. Ortadaki geçiş araçlar için kenarlardaki geçişler ise yayalar için düşünülerek yapılmış bir köprü. Günümüzde ise meydan araç trafiğine kapalı olduğu için her üç geçişte yayalara ayrılmış durumda.

Üçlü Köprü eski şehir ve yeni şehir arasındaki bağlantıyı sağlıyor, Üçlü Köprü’den karşıya geçince Belediye Binası ( Town Hall of Ljubljana ) ve önündeki Three Rivers Çeşmesini veya Robbov Çeşmesini görebilirsiniz. Biraz daha yürüyünce farklı işlemelere sahip kapıları bulunan Aziz Nikola Katedralini ( St. Nicholas Cathedral ) görürsünüz.

Eski şehirde de kısa bir tur attıktan sonra Lübyana turumuzu burada tamamlıyoruz. Lübyana’da gezerken dikkatimizi çeken şey, diğer Avrupa kentlerine göre heykellerin daha korkutucu olduğuydu. Diğer ülkelerde ki heykeller genelde melek figürleri, Hz Meryem heykeli tarzında iken burada ejderha, hayali korkunç karakterler gibi sıra dışı heykeller vardı, Metalkova Bölgesindeki ilginç heykelleri saymıyorum bile 🙂 Aşıkların, sevgilerinin daimi olması için asma kilitleri kilitleyip anahtarlarını suya attıkları Mesarski köprüsünde bile pirana kafaları yapılmıştı. Gerçi şehrin sembolünün ejderha olduğu düşünülürse bu duruma şaşmamak gerekir.

Sonuç olarak Lübyana kendi halinde sessiz, huzurlu bir kent, diğer gezdiğimiz yerlerden sonra tarih ve doğa olarak onların gerisinde kaldı ama oraları görmeden buraya gelmiş olsaydık oldukça keyif alırdık. Bence gezilip görülmesi gereken bir yer.

Lübyana’dan öğlen on iki civarında ayrılıyoruz ve sonraki durağımız olan Maribor’a doğru yola çıkıyoruz.

Keyifli gezmeler….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir