Budapeşte Turu Peşte Tarafı

Peşte Tarafı

Biz Budapeşte ’ye saat 20:00 civarında geldik ve otele yerleşme, dinlenme falan derken kendimizi Budapeşte sokaklarına atmamız dokuzu buldu. Bu gece ( Perşembe gecesi ) Budapeşte gezilecek yerlerin Peşte Tarafında sadece yakın yerleri gezecek kısa bir keşif turu yapacaktık asıl gezimiz ertesi gün olacaktı.

11.05.2017, Perşembe



Otelden çıkıp ana cadde boyunca yürümeye başladık ilk olarak karşımıza Aziz Stefan Bazilikası çıktı otelimize çok yakınmış, burayı gündüz gözüyle gezeriz diye düşünüp yolumuza devam ettik. Oldukça canlı bir meydana geldik, bir süs havuzunun etrafı tıka basa gençlerle doluydu, bir etkinlik mi var diye etrafı gezerken, herhangi bir etkinlik olmadığını gördük. Bu süs havuzunun altında Akvaryum Klub adında bir mekan varmış ve bu bölge gençlerin takıldığı oldukça canlı bir bölgeymiş.

Buranın hemen arkasında üzerinde Budapeşte ’nin Gözü ( Budapest Eye ) yazan bir dönme dolap var. Buradaki insan kalabalığı da oldukça fazlaydı, şu kısacık turdan gördüğümüz kadarıyla Budapeşte geceleri oldukça canlıydı, özellikle Lübyana’dan sonra bu canlılık baya fark ediliyordu doğrusu.

Budapeşte’de Türk Döneri

Buradan Karoly Caddesi boyunca yürümeye devam ettik, cadde üzerinde Star Kebab & Gril Turk Restoran adında bir restoran gördük, biz de zaten o kadar yoldan sonra acıkmıştık. Macar yemeklerini denemeyi yarına bırakmaya karar verdik ve hemen dönerin başında duran ustaya yaklaştık. Türkçe ‘merhaba’ sözümüze Türkçe cevap alınca bir masaya oturduk ve dönerlerimizi yedik 🙂 Eti gayet lezzetli olan restoranda ekmek arası et döner 750 Huf, yaklaşık olarak 10 TL idi, lezzetine göre fiyatı gayet uygundu. Yaklaşık olarak 15 yıldır Budapeşte’de olan dönerci Erkan Bey’le biraz muhabbetten sonra turumuza devam ediyoruz.

Dohany Sinagogu ( Dohany Utca Synagogue – Dohány Utcai Zsinagóga )

Yemek molasından sonra Peşte tarafında yürümeye devam ediyor ve Avrupa’nın en büyük, dünyanın da ikinci en büyük sinagogu olan Dohany Caddesi Sinagogunun ( Dohany Street Synagog ) olduğu Yahudi Bölgesi’ne ( Jewish District ) geliyoruz.

1854-1859 yılları arasında yapılan 3000 kişi kapasiteli sinagog akşam sekize kadar ziyarete açık ve girişi ücretli. Bu saatte sadece dışarıdan bakıyoruz. Bu sinagogun bahçesinde, ünlü Macar sanatçısı Imre Varga tarafından yapılan metalden bir salkım söğüt ağacı var.  1944-1945 yılları arasında Nazilerin başa geçirdiği Gamalı Haç hükümeti tarafından idam edilen Yahudilerin toplu mezarlarının olduğu yerin üzerinde yer alan bu salkım söğüdün her bir yaprağında, soykırımda ölen Budapeşteli Yahudi ailelerden birinin ismi yazılı. Buraya yarın gelip söğüdü görürüz diye düşünerek sinagogdan ayrılıyoruz ve bölgeyi gezmeye devam ediyoruz.

Szimpla Kert

Budapeşte, gece hayatının oldukça canlı ve kendine özgü olduğu bir kent, kendine özgü olan yanı ise harabe oluşları 🙂 Harabe Bar yani Ruin Bar deyimi ülkenin komünizmden kurtulmasından sonra ortaya çıkmış. Terk edilmiş yıkık halde boş bulunan binalar, eski eşyalarla dekore edilmiş ve bar olarak kullanılmaya başlanmış. Eski eşya deyince aklınıza antika eşya gelmesin, bildiğiniz eski, kullanılmayan eşyalar. Girişine iki varil koy, duvara bisiklet as, hurda bir arabayı getir masa olarak kullan, kumaşları yırtık yayları atmış koltukları getir insanlar otursun…

Komünizm sonrası yokluklar içerinde insanların kendisini eğlendirmek için zamanın şartlarına göre tasarladıkları, ellerinde olan eşyalarla yaptıkları bu barlar şimdilerde pek ünlü. Bunların en ünlüsü de Szimpla Kert. Yahudi Bölgesinde ( Jewish Dictrict ), Dohany Sinagog’unun iki sokak aşağısında bulunan Szimpla Kert, Budapeşte’nin en ünlü, en çok turist çeken barı.

İçerisinde birbirinden ayrı barların ve bir bahçenin bulunduğu iki katlı binaya girince neden bu kadar ünlü olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. İçerisi oldukça farklı eşyaların bir araya getirildiği ama hiçbirinin de sırıtmadığı, sanki burası için özel yapıldığı düşüncesi oluşturan farklı bir dekorasyona sahip. İçerideki bira fiyatları da 550-600 huf arasında yani 7.5-8 TL, gelip bir şeyler içmek ve hoşça vakit geçirmek için oldukça uygun bir yer.

New York Kafe – Dünyanın en güzel kafesi

Dünyanın en güzel kafesi, ‘the most beautiful cafe in the world’ oldukça iddialı bir slogan ama New York Kafe’nin sloganı bu. Szimpla Kert’te bir tur attıktan sonra, hazır buralara kadar gelmişken az ileride New York Kafe var orayı da bir görelim diye geldiğimiz ama içine giremediğimiz kafe 🙂

İçine giremedik ama bizi almadıkları için falan değil, biz girmedik, neden? Çünkü onca yoldan gelmişiz saç baş perişan, üzerimizde şortlar eşofmanlar var. Tamam Szimpla Kert’te herkes böyle salaş ama New York Kafe’ye böyle girersek “çöpünüzü almaya geldik” desek inanırlar o derece beteriz yani. İçerideki garsonlara bakıyoruz hepsi oldukça şık giyinmiş, iki dirhem bir çekirdek kasıla kasıla geziyorlar, bir kendimize bir garsonlara baktık ve girmekten vazgeçtik. Ama dışarıdan gördüğümüz kadarıyla dünyanın en güzel kafesi sloganını hak eden bir mekan. Bir daha yolum buralara düşerse kesinlikle güzelce giyinip buraya geleceğim 🙂



Bu ezikliğin üzerine artık gezemiyoruz ve Peşte turumuza noktayı koyup doğruca otelimize dönüyoruz. Yarın gün boyu yürüyecek ve Budapeşte’yi Keşfedeceğiz, dinlenmemiz gerekli.

12.05.2017, Cuma

Budapeşte Gezi Planımız

Sabah kalktık ve kahvaltımızı yaptıktan sonra Budapeşte’yi nasıl gezelim diye bir plan yapmaya başladık. Peşte Tarafında Opera Binası, Aziz Stefan Bazilikası gibi otele yakın mekanlar ve Kahramanlar Meydanı gibi biraz daha uzak mekanlar ile Komple Buda Tarafı vardı gezilecek. Bütün bu yerleri bir gün içerisinde gezmeli ve mümkün olduğu kadar az yorulmalıydık bunun için de aynı yerlerden tekrar tekrar geçmemeliydik. O nedenle şöyle bir plan yaptık; ilk önce Peşte Tarafında otele yakın yerlerden başlayıp yürüyerek Parlamento Binasına gidecek, oradan da Zincirli Köprüden geçip Buda Tarafını gezeceğiz. Buda Tarafından tekrar Peşte Tarafına Özgürlük Köprüsü üzerinden geçip görmemiz gereken yerleri görüp metroyla Kahramanlar Meydanına çıkacak sonrasında da Andrassy Caddesinden geri gelerek Tuna’da Tekne Turu yapacağız. Plan bu bakalım yapabilecek miyiz?

Opera Binası ( Hungarian State Opera House – Magyar Allami Operahaz )

Bu yaptığımız tur planına göre ilk olarak otele çok yakın olan Opera Binasına gittik. Tam adı Macaristan Devlet Opera Binası olan binanın yapımına 1875 yılında Kraliyet Operası olarak başlanmış ve 1884 te kullanıma açılmıştır. Dışarıdan oldukça estetik görünen binanın içi de oldukça güzel dekore edilmiş, tavanı ve duvarları resim ve işlemelerle süslenmiş. Macaristan Devlet Opera Binası sahip olduğu mimari sayesinde dünyadaki üçüncü en iyi akustiğe sahip binaymış.

Operanın önemli bir sosyal statü olduğu zamanlarda Macaristan’ın en gözde yeri olan binada bir yılda 100 ün üzerinde gösteri yapılırmış. Dünya çapında çok önemli besteciler burada konserler vermişler. Günümüzde de Opera Salonu olarak aktif bir şekilde kullanılan binada opera ve bale gösterileri yapılmakta.

Opera binasının içerisi gezmek ücretli ama bilet alacağınız gişenin olduğu salon bile binanın ihtişamı hakkında bilgi veriyor.

Aziz Stefan Bazilikası ( St. Stephen’s Basilica – Szent Istvan Bazilika )

8500 kişilik kapasitesiyle Budeşte’nin en büyük kilisesi olan Aziz Stefan Bazilikası’nın yapımı 50 yıldan fazla sürmüş, 1851 yılında yapımına başlanan Bazilika 1906 yılında ancak tamamlanabilmiş.

Her Perşembe org konserlerinin düzenlendiği bazilika haftanın her günü ziyarete açık olup ziyaret etmek ücretsizdir. Bazilika, Macaristan’ın kurucusu ve ilk kralı olan Stephen’e adanmış olup, kralın sağ eli “Kutsal Sağ – Holy Right” adıyla hala Bazilikanın şapellerinden birinde saklanmakta ve sergilenmekte.

Bazilika hakkında daha geniş bilgi için tıklayınız

Bazilikadan çıkıp Aziz Stefan meydanında dolaşıyoruz aşağı doğru inince garip bir heykel görüyoruz; Şişman Polis Heykeli ( The Fat Policeman Statue ). Polisle göbeklerimizi yarıştırıp Özgürlük Meydanına doğru yolumuza devam ediyoruz 🙂

Özgürük Meydanı ( Liberty Statue – Szabadsag Ter )

Aziz Stefan Kilisesi’nin hemen devamında bulunan Özgürlük Meydanı’na girişte su fıskiyelerinin bulunduğu bir süs havuzu karşımıza çıkıyor. Bu havuzun hemen arkasında ise Naziler tarafından öldürülen Yahudiler anısına yapılmış kartal figürlü bir heykel var. Bu heykelin hemen önünde de Naziler tarafından katledilen insanların fotoğrafları ile kullandığı ayakkabı, bavul, çanta, fener gibi eşyaların sergilendiği bir bölüm bulunuyor.

Tarih boyunca bu meydanda pek çok idam gerçekleştirilmiş, bunlardan biri de Macarların ilk başbakanıymış. 1945 te şehrin özgür kalmasını sağlayan Sovyet Kızıl Ordusu’na ithafen Özgürlük Meydanı adı verilen meydanda bugün Amerikan büyük elçiliği bulunması da ayrı bir ironidir 🙂

Imre Nagy Heykeli ( Statue of Imre Nagy )

Buradan yürümeye devam ediyor ve Parlamento Binasına doğu gidiyoruz. Yol üzerinde yol kenarında küçük bir parkta, köprü üzerinde duran ve sol tarafına ( parlamento binasına doğru ) bakan şapkalı bir adam heykeli görüyoruz. 1950 li yıllarda iki kez başbakanlık yapmış ve sonrasında Sovyetler tarafından idam edilmiş olan Imre Nagy’nin heykeli .

Macaristan Parlamento Binası ( Palace of Parliament Hungary – Orszaghaz )

Imre Nagy heykelinden yolun karşısına baktığımızda Budapeşte’nin en görkemli ve en çok ilgi çeken binası olan Macaristan Parlamento Binası karşımıza çıkıyor.

Almanya ve İngiltere Parlamento binalarından sonra Avrupa’nın en büyük üçüncü parlamento binası olan Budapeşte Parlamento Binası, günümüzde Macaristan Ulusal Meclisinin toplandığı binadır. 1884 yılında yapımına başlanan bina 1902 yılında tamamlanabilmiştir. 27 ayrı giriş kapısı olan bina 18 bin m2 alana yayılıyor ve toplam 691 odası bulunuyor. Binanın süslemelerinde 40 kg altın kullanılmış.

Parlamento binası hakkında daha geniş bilgi için tıklayınız….

Ferenc Rakoczi Heykeli ( Rakoczi ferenc lovasszobra )

Macaristan Parlamento Binasının bahçesinde şaha kalkmış bir at üzerinde Prens Ferenc Rakoczi’nin heykeli bizi karşılıyor.

1676-1735 yılları arasında yaşamış olan Rakoczi, Avusturya’nın boyunduruğundan kurtulmak ve bağımsız bir devlet olmak için savaşmış milliyetçi bir prens. Ne yazık ki o da diğer yoldaşları gibi zafere kavuşamıyor. 1703-1705 yılları arasında üstünlüğü eline alıp Macar Prensi unvanını alsa da 1708 de Avusturya’ya karşı kaybediyor ve ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor. Polonya, İngiltere ve Fransa’nın ardından Osmanlı’ya sığınan prens 15 yıl boyunca Tekirdağ’da yaşamış ve 1735 de burada ölmüştür. Tekirdağ’da yaşadığı ev müzeye dönüştürülmüş ve hala korunmaktaymış, oralara yolumuz düşerse bi gitmek lazım.

Kossuth Heykeli ( Kossuth Monument )

Parlamento binasının bahçesinde gezmeye devam ediyoruz ve girişinde Rakoczi’nin heykelinin bizi karşıladığı bahçenin diğer ucunda da bir diğer Macar Milliyetçisi ve devlet adamı olan Kossuth’un heykeli karşımıza çıkıyor.

1802-1895 yılları arasında yaşamış olan Kossuth, Macaristanın Avusturya’dan ayrılması ve bağımsız olması gerektiğini savunmuş ve Macar halkını da bu yolda örgütlemiştir. 1848-1849 yılları arasında Macar Ordusuyla birlikte Habsburg Hanedanını Budapeşte’den uzaklaştırmış ve amacına ulaşmıştır. Lakin Sovyetler Birliği’nin, Avusturya tarafında yer almasıyla Macarlar yenilmiş ve Kossuth da Osmanlı’ya sığınmıştır. Osmanlı, arkasından ABD ve sonra da İngiltere’ye giderek Macaristan’ın bağımsızlığı için mücadele veren Kossuth, aradığı desteği bulamamış ve 1895 yılında Torino’da hayata gözlerini yummuştur. Macarlar da Kossuth’u unutmamış ve onun anısına ülkenin en güzel binalarından birinin bahçesine heykelini yapmışlar.

Bu Hasburglar da macarlara az çektirmemişler hani ….

Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar ( Shoes on Danube – Cipok a Duna-Parton )

Parlamento binasının içine girmiyoruz, bahçesini gezdikten sonra binanın etrafını dolaşıyoruz ve Tuna’nın Peşte Tarafındaki kıyısından Zincirli Köprüye doğru giderken bronzdan yapılmış ayakkabılara, Shoes on Danube’a ulaşıyoruz.

2005 yılında yapılmış olan anıt, II. Dünya savaşı sırasında Almanların Tuna’nın kenarında kurşuna dizdiği Yahudiler anısına yapılmış. Savaş zamanında, o yokluğun içerisinde ayakkabılar kıymetli olduğu için, askerler öldüreceği insanların ayakkabılarını çıkarttırıp ondan sonra kurşuna dizermiş. İnsanlar nehre düştükten sonra da Tuna’nın kıyısında kalan ayakkabıları alırlarmış.

Bu olayları ayakkabılarla anıtlaştırmak fikri ise Türk bir tasarımcı olan Can Togay’a aitmiş. Can Togay’ın tasarımını yaptığı ve Macar bir heykeltraş olan Gyula Pauer’in de tasarıma sadık kalarak heykellerini yaptığı yaklaşık 60 çift ayakkabı, o zamanlar yaşanan trajediyi oldukça net anlatmaktalar.



Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar Anıtını gördükten sonra Zincirli Köprüden karşı kıyıya geçiyor ve Buda Tarafı’nı geziyoruz. Kale Tepesi ve Gellert Tepesini gezdikten sonra Özgürlük Köprüsünden tekrar karşı kıyıya geçiyor ve Büyük Pazar’dan başlayarak Peşte Tarafını gezmeye devam ediyoruz.

Buda Tarafı yazısı için tıklayınız…

Büyük Pazar ( Central Market Hall – Központi Vasarcsarnok )

Büyük Pazar Budapeşte’nin en büyük kapalı alışveriş merkezi olup şehrin en popüler alıveriş noktalarından biridir. İçerisinde sebze, meyve, kasap, baharat yemek, içecek, hediyelik eşya aklınıza gelecek hemen her şeyin bulunduğu oldukça büyük bir Pazar. İki katlı olan pazarın üst katında hediyelik eşya dükkanları ve yemek yiyebileceğiniz dükkanlar bulunmakta alt katında ise bütün ihtiyaçlarınızı bulabileceğiniz normal pazar yeri.

Pazar yeri hakkında söyleyeceğim diğer bir hususta, bizim pazarlara şekil olarak oldukça benzemesine rağmen pazarcı profili olarak bizim pazarlardan oldukça farklı. Biz alışveriş yaparken içimize girmiş olan pazarlık yapma canavarından bir türlü kurtulamadığımız için burada da Türk olduğumuzu hemen belli ettik. Paprika satan bir ablaya fiyat düşürmesi için ısrar edince “burası İstanbul pazarı değil burası Budapeşte pazarı beyler” gibi bir cümleyle karşılaşmıştık 🙂 Matrak bir ablaydı daha önce İstanbul’a da gelmiş Türkiye’yi biliyor biraz muhabbet ettik ama yine de fiyat düşmedi 🙂

Büyük Pazar hakkında daha geniş bilgi için tıklayınız….

Büyük Pazarda Yemek – Fakanal Etterem

Burayı gezince acıktığımızın farkına vardık ve üst katta ne yiyebiliriz diye gezinirken Fakanal Etterem adlı restoran gözümüze gayet temiz göründü, diğer taraftaki restoranlar birbirlerine çok yakın olduğundan mı yoksa çok kalabalık olduğundan mı bilemiyorum biraz itici geldi.

Fakanal Etterem’e girdik baktık Gülaş çorbası yapıyorlar gelmişken bu Macar lezzetinin tadına bakalım istedik ve çorbalarımızı aldık. Ama ne yalan söyleyeyim pek beğenmedik, hani tat olarak güzeldi ama sanırım malzemeden biraz çalmışlardı Gülaş Çorbasının etli bir çorba olması gerekiyor ama biz daha çok patates çorbası gibi bir şey içtik. Yani Budapeşte’ye gelip Gülaş denemek istiyorsanız doğru yer burası değil 🙂 İşi Gülaş olan bir çorbacıda içmek daha mantıklı ama biz denemiş olduk bir kere. Çorbadan sonra restorana girişte resmini gördüğümüz bir tatlı vardı, Hazi Pite adında bir tür vişneli turta onu istedik. O güzeldi, çorbayı beğenmedik ama tatlısı güzeldi.

Vaci Caddesi ( Vaci Utca  )

Pazar yerinden çıkınca Peşte Tarafının ve şehrin en ünlü caddelerinden biri olan Vaci Caddesine gidiyoruz. Büyük Pazar ( Central Market Hall ) ile Vörösmarti Meydanı arasında uzanan işlek caddenin adı Vaci Utca, utca macar dilinde cadde demek yani Vaci Caddesi.

Sadece yaya trafiğine açık olan Vaci Caddesi alışveriş merkezleri, hediyelik eşya dükkanları, kafe bar ve restoranlarıyla oldukça canlı bir cadde ve günün hemen her saatinde burayı kalabalık görebilirsiniz. Bizdeki İstiklal Caddesine benzeyen Cadde 18. yy da yapılmış ama cadde kenarındaki binaların çoğu 19. Ve 20 yy da yapılmışlar.

Küçük Prenses Heykeli ( Little Princess Statue – Kiskiralylany Szobor )

Vaci Utca’dan Vörösmarty meydanına çıkıyoruz ve buradan Tuna’nın kenarına giderek küçük bir heykel arıyoruz. Demir korkuluklara oturmuş küçük bir çocuk heykeli olan Küçük Prenses Heykeli. Bu heykelin dizlerini okşarsanız ileride bir gün yolunuz tekrardan Budapeşte’ye düşermiş o nedenle bu heykeli arıyoruz, dizini okşayacağız 🙂

İlki 1972 de yapılan heykel şimdikinden daha küçükmüş, şimdi gördüğümüz heykel ise 1989 yılında 50 cm boyunda yapılmış ve buraya konulmuş orijinal heykel ise Ulusal Müzede sergilenmekteymiş. Heykel aslında bir erkek çocuğuna benziyor ama heykeli yapan mimar kendi kızından esinlenerek yapmış bu heykeli.

Peşte tarafında Küçük Prenses Heykelini bulup dizlerini okşayarak, Budapeşte’ye bir kez daha gelmeyi garantiye alıyoruz ve Peşte Tarafı’nı bitiriyoruz. Bundan sonraki hedefimiz Kahramanlar Meydanı.

Kahramanlar Meydanı, Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınan Andrassy Caddesinin sonunda yani buraya yürüyerek gidersek Andrassy Caddesini de görmüş oluruz. Ama biz Vörösmarty Meydanından, yine Unesco listesinde olan Budapeşte’nin en eski metro hattını kullanarak gitmeye karar veriyoruz, dönüşü de Andrassy Caddesinden yürüyerek geliriz. Böylece giderken biraz dinlenmiş oluruz ve Kahramanlar Meydanında daha rahat gezeriz.



Milenyum Metro Hattı ( Millenium Underground )

Vörösmarty Meydanı ile Kahramanlar Meydanı ( Heroes’ Square ) arasında çalışan M1 metro hattı Milenyum Metro Hattı ( Millennium Underground ) olarak biliniyor. Londra Metrosu ve İstanbul’daki Tünel’den sonra Avrupa’nın en eski 3. yer altı raylı sistemidir. Andrassy Caddesinin altından giden hattın toplam uzunluğu 4.5 km dir.

Milenyum Metrosundan Hesök Tere Durağında iniyor ve Kahramanlar Meydanını ( Heroes’ Squar ) gezmeye başlıyoruz.

Kahramanlar Meydanı yazısı için tıklayın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir