Budapeşte Turu Buda Tarafı

Buda Tarafı

Budapeşte gezilecek yerler turumuza sabah Peşte Tarafından başladık ve Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar’dan ( Shoes on Danube ) sonra Zincirli Köprü’ye geldik. Zincirli Köprüyü gezerek karşı kıyıya, Buda Tarafı’na geçiyor ve burayı gezmeye başlıyoruz. Kale Tepesi ve Gellert Tepesi’ni gezdikten sonra Özgürlük Köprüsünden tekrar karşı tarafa geçeceğiz ve Peşte Tarafını gezmeye devam edeceğiz.

Peşte Tarafı yazısı için tıklayınız….



12.05.2017,Cuma

Gellert Hill ( Gellert Tepesi ) ve Castle Hill ( Kale Tepesi ) adında iki tepenin bulunduğu Buda Tarafı’na Kale Tarafı da denilmekte. Bu tarafın en önemli ve güzel yapıları da Kale Tepesinde ( Castle Hill) bulunuyor. Buda Tarafı’na geçmek için parlamento binasının önündeki Zincirli Köprü ( Chain Bridge – Lanchid ) kullanmaktadır. Bu köprü üzerinden toplu taşıma araçlarıyla karşıya geçebilirsiniz ama bence burayı yürüyerek geçin. Hem Tuna Nehrinin harika manzarasını görmüş olursunuz hem de oldukça güzel olan bu köprünün hiçbir detayını kaçırmamış olursunuz.

Kale Tepesi ( Castle Hill )

Buda Tarafı’nın iki tepesinden biri olan Kale Tepesi belki de Budapeşte’nin en güzel yapılarına ev sahipliği yapan yeridir. Zincirli Köprü’den karşıya geçince Kale Tepesinin etekleri başlıyor, buradan tepeye çıkmak için fünikülere binebilir, otobüsü kullanabilir veya kendime güveniyorum derseniz yürüyebilirsiniz. Füniküler ücreti çıkış tek kişi 1200 Huf, gidiş dönüş alırsanız 1800 Huf, otobüs biletlerinin 350 Huf olduğu düşünülürse bize biraz pahalı geldi. Zaten 24 saatlik grup kart alma saatimizde geldiği için biz kartlarımızı füniküler hattının önünde bulunan bilet otomatından aldık ve yukarıya otobüsle çıktık.

Kale Tepesinde Neler Var
Matyas Kilisesi ( Matthias Church – Matyas Templom )

Buda Tarafı’nda otobüsle yukarıya çıktığımızda ilk olarak karşımıza Matyas Kilisesi çıktı. 1015 yılında ilk Macar Kralı olan Aziz Stefan ( St. Stephen – Szent Istvan ) tarafından yapılan kilisenin ilk adı Hz Meryem Kilisesi ( Church of Mary ) imiş. 13. yüzyılda Moğol istilasından sonra yıkılan kilise 15. yüzyılda Gotik tarzda tekrar yapılmış ve Macar Kralı Matyas ( King Matthias ) bu kilisede iki kez evlendiği için bu kiliseye o tarihten sonra Matyas Kilisesi adı verilmiş. Macar krallarının taç giyme törenlerinin yapıldığı oldukça güzel olan kilise Osmanlılar buraları ele geçirince 150 yıl boyunca cami olarak kullanılmış.

Balıkçı Burcu ( Fisherman’s Bastion – Halaszbastya )

Matthias kilisesi ile yan yana bulunan hatta Kilisenin surlarıymış gibi görünen Balıkçı Burcu veya Balıkçı Tabyası görüntüsüyle insanı kendine hayran bırakıyor. 1895 -1902 yılları arasında inşa edilen yapı çok eski tarihi bir yapı değil ama adeta masallardaki şatoların gerçek hayata bürünmüş hali gibi muhteşem bir yapı. Balıkçı Burcu’nu gece ve gündüz gezebiliyorsunuz, biz gündüz gittik ama gece de oldukça harika olduğu söyleniyor. Burcun surlarından Tuna ve Parlamento binası oldukça güzel görünüyor.

Ülkeyi kuran yedi Macar Kavmini temsilen yedi adet kuleye sahip olan Balıkçılar Tabyası fotoğraf çekmeyi sevenler için harika bir yer, özellikle de hava güneşli ise muhteşem görüntüler yakalayabilirsiniz. Buda Tarafı’nın bence en güzel yeri Balıkçı Burcu.

Macaristan’ın kurucusu ve ilk kralı olarak kabul edilen Aziz Stefan ( Szent Istvan ) ın  at üzerinde tasvir edildiği bir heykel Balıkçılar Burcu’nun bahçesinde olanca heybetiyle yerini almış.

Trinity Meydanı ( Trinity Square )

Matyas Kilisesi’nin bulunduğu meydan Trinitiy Meydanı ve bu meydanın ortasında meydanla aynı adı taşıyan Holy Trinity Statue ( Kutsal Üçleme Heykeli – Szentharomsag Szobor ) bulunmakta.

1691 – 1709 tarihleri arasında Avrupa’yı kasıp kavuran ve Avrupa nüfusunun %30 -60 ını öldüren Kara Veba salgınından kurtulmak için 1700 yılında yapımına başlanan heykel 1706 yılında tamamlanmış. Ama 1709 yılında veba Budapeşte’ye tekrar gelince daha büyük bir veba sütunu yapmaya karar veriliyor ve 1709 yılında şimdi Kale bölgesinde bulunan veba sütunu yapılıyor.

Sütunun tepesinde kutsal üçlemeyi temsil eden işlemeler bulunurken sütunun gövdesinde ise küçük melek şekilleri ve aşağılarda da azizleri temsil eden heykeller bulunmakta.

Bu meydandan kaleye doğru gittik, aslında burada II. Dünya savaşında kullanılan Kaya Hastanesi ( Hospital in the Rock ) ve Kale Labirentleri ( Labirintus ) de vardı ama oralarda zaman harcamak istemediğimizden doğruca kaleye gittik.

Bağımsızlık Savaşı Heykeli ( Statue of Independence War –Honved Szobor )

Kaleye giden yol üzerinde Bağımsızlık Savaşı Heykeli’ni görüyoruz.

1848-1849 yılları arasında Macar halkı Avusturya’ya karşı bağımsızlık mücadelesi vermiş, bu uğurda büyük kayıplar yaşamış ama netice olarak hüsrana uğramış ve mücadeleyi kaybetmiş. Bu heykel de, Macar halkında derin yaralar bırakmış olan o günlerin anısına 1893 yılında yapılmış.

Buda Kalesi ( Royal Palace – Budavari Palota )

Bağımsızlık savaşı heykelini geçtikten sonra kaleye geldik, kalede karşımıza ilk olarak harabe halinde bulunan kısım çıktı. 1265 yılında yapılan kale tarih boyunca pek çok kez harabeye dönmüş ve yeniden yapılmış ama bu gördüğümüz yerler sanırım yeniden yapılmayan kalenin eski bölümleri.

Aynı zamanda Kraliyet Sarayı olarak da bilinen ve şehrin Buda Tarafı’ndaki tepede yer alan görkemli Buda Kalesi (Budavári Palota), Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde pek çok seremoniye ev sahipliği yapan tarihi bir yer. Günümüzde Budapeşte Tarih Müzesi, Macar Ulusal Galerisi ve Ulusal Szechenyi Kütüphanesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Buda Kalesinde Neler Var

Kalenin harabe kısımlarından ilerleyip Macar Başkanlık Sarayı’nın ( Sandor Palace – Hungarian Presindential Palace ) olduğu bölüme geliyoruz. Burada saat ondan dörde kadar saat başlarında nöbet değişim törenleri yapılıyormuş ama biz o törenin tam sonuna geldiğimiz için göremedik.

Başkanlık sarayının önündeki geniş avludan Peşte manzarasına baktıktan sonra tepesinde dev kuş figürlerinin olduğu sütunların arasından geçiyor ve muhteşem Buda Kalesine ( Royal Palace ) geliyoruz.

Bu dev kuşları kartallara benzettim ama değilmiş 🙂 Mistik Macar mitolojisinde Turul adı verilen efsanevi bir kuş figürüymüş. Turul Efsanesi ile ilgili bilgi için tıklayınız….

Bu devasa kuşların altından geçince Sarayın avlusuna çıkıyoruz, avluda sarayın duvarlarına bitişik hediyelik eşya standlarını görüyoruz buradan ufak tefek hediyelik eşyalar alıyoruz.

Biraz ilerleyince Balık Tutan Çocuklar Çeşmesi ( Fountain of the Fishing Chidren – A Halászó fiú” szökőkút ) karşımıza çıkıyor.1912 yılında yapılan çeşmede balık tutan iki erkek çocuğu ve onlara hayranlıkla bakan bir kız çocuğu tasvirinden oluşuyor.

Kalenin avlusunda ilerlemeye devam ettikçe kalenin giriş kapısının önünde ünlü komutan Savoy Prensi Eugene ( Prince Eugene of Savoy ) nin heykeli karşımıza çıkıyor. Uzun Dönem Avusturya/Habsburg Hanedanlığının yönetiminde kalan Budapeşte’de Hasburg’lara ait pek çok eser bulunmakta, bu heykelde bunlardan biri. Habsburg Hanedanının komutanlığını yapan Prens Eugene Macaristan’ın ve Belgrad’ın Osmanlı’dan geri alınmasında önemli katkıları olan bir komutan olarak bilinmekte.

Buda kalesinin avlusunda, önde Zincirli Köprü arkasında Parlamento Binası onunda arkasında Margaret Adası olacak şekilde güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Kalenin en uç noktasına kucağında çocuğuyla Hz. Meryem’in büyük bir heykelini yapmışlar, bu noktaya gelip karşınızda duran Buda Tarafı’nın bir diğer tepesi olan Gellert Tepesini görebilirsiniz.

Buradan artık inmeye başlıyoruz asansörle direk aşağıya inebilirsiniz ama yürüyerek inmekte ayrı bir keyif doğrusu. Aşağı inerken Buda kalesinin bahçesinde küçük bir gezinti yapabilirsiniz.

Gellert Tepesi ( Gellert Hill )

Buda Tarafı’nın Kale Tepesinden sonra ikinci tepesi Gellert Tepesi, aslında burası çok uzak değil yürüyerek gidilebilir ama bizim artık 24 saatlik kartımız olduğu için yürümüyoruz 🙂 Zaten yürüsek bile bu yol üzerinde görülecek pek bir şey yok, 2-3 durak için tramvaya biniyoruz ve Gellert Tepesine geliyoruz.

Gellert Tepesine çıkmaya başlıyoruz ama şimdiden söyleyeyim buraya çıkmak oldukça yorucu, hatta beş dakika yürüyerek çıktığımız Aziz Gellert Heykeli ( Saint Gellert Monument )’nin olduğu noktada iki arkadaşımız pes etti ve daha yukarı çıkmadılar. Budapeşte’ye kadar gelmişim ve Gellert Tepesinin zirvesine çıkmayacağım, surları ve özgürlük heykelini görmeyeceğim, Budapeştenin en yüksek tepesinden manzaraya bakmayacağım öyle mi? Durur muyum ben ve bir arkadaşım başladık yürümeye, yani ben yürüdüm arkadaşım resmen merdivenleri koşarak çıktı, koşarak çıkınca daha az yoruluyor muş 🙂 Merdiven dediysem öyle 3-5 basamak gelmesin aklınıza 235 m yükseğe çıktık ve oldukça dik bir yoldu. Toplamda 15-20 dakikamızı almıştır tepeye çıkmak.

Gellert Hill de neler var

Gellert Hill’e çıkarken ilk karşımıza çıkan eser bu tepeye de adını veren azizin heykeli oluyor; Aziz Gellert Heykeli. Aziz Gellert MS 1000 yılında, Kral Aziz Stefan’ın daveti üzerine İtalya’dan Macaristana gelen bir rahip. Kral halkına Hristiyanlığa geçirmek için İtalya’dan rahip getiriyor lakin Pagan halk pek böyle düşünmüyor olacak ki Rahibi bir şarap fıçısına koyarak 1046 yılında bu tepeden aşağı yuvarlıyorlar, rahip Tuna’ya kadar yuvarlanıyor ve Tuna’nın suları rahibi yutuyor.

Bu hadiseden dolayı bu tepeye gellert tepesi deniliyor ve tepenin Elizabet Köprüsüne ( Elisabeth Bridge – Erzsebet Hid ) bakan tarafına sağ elinde bir haç tutan dev bir heykel yapılıyor

Aziz gellert heykelinden sonra tırmanmaya devam ediyoruz ve surlara ( Citadella )kadar çıkıyoruz.

Habsburglar 1848-1849 daki Macar isyanından sonra bu tepenin kıymetini anlıyorlar ve bu tepenin zirvesine bir kale yapıyorlar. Kaleyi yapmalarındaki amaç isyankar Macarlara kimin patron olduğunu göstermekmiş.

Yapıldığından beri pek çok amaç için kullanılan kale, hapishane olarak, evsizlere  barınak olarak, uçak savar bataryalarının mevzisi olarak ve 1960 lı yıllardan itibaren de sadece turistik amaçla kullanılmaktaymış. Bu tepeden baktığınızda Budapeşteyi ayaklarınız altında görebilirsiniz, Peşte tarafının ne kadar düzlük, buda tarafının ise ne kadar tepelik olduğu buradan daha net anlaşılıyor.

Surlarda hediyelik eşya satan küçük dükkanlar ve bir şeyler yiyip içeceğiniz küçük kafeler bulunmakta, buraya çıkınca hayli yorulacağınız için buralarda bir şeyler içerek dinlenebilirsiniz.

Surlarda yürümeye devam ediyoruz ve surların diğer ucunda bulunan Özgürlük Heykeli ( Liberty Statue – Szabadsag Szobor ) ne geliyoruz.

Özgürlük Heykeli ( Liberty Statue – Szabadsag Szobor )

Surların önünde yükselen devasa bir kadın heykeli olan özgürlük heykeli şehrin hemen her noktasından görülmekte. Nazi yönetiminden kurtulmalarının anısına 1947 yapılmış bir heykel. Hikayeye göre I. ve II. dünya savaşı arasında Macaristan’ı yöneten sağcı lider Regent Horty nin bir uçak kazasında ölen oğlunun anısına yapılmıştır. Heykel ilk yapıldığında heykeldeki kadının elinde bir pervane kanadı varmış. Heykel dikildiği zaman Horty tarih sahnesinden silindiği ve yönetim komünistlere geçtiği için pervane kanadının yerine bir palmiye yaprağı konulmuş ve heykelin kaidesine de bir Sovyet asker figürü eklenmiş.

Komünizmden sonra Bütün komünist heykelleri yıkılmış olmasına rağmen bu heykele dokunulmamış sadece kaidesindeki Sovyet asker figürü çıkarılmıştır.

Bu heykeli de gördükten sonra sıra geliyor aşağıya inmeye, geldiğimiz yönden değil de karşı taraftan yani Özgürlük Köprüsü ( Szabadsag Hid ) tarafından iniyoruz. Buradan inerken ünlü Gellert Hamamı karşımızda kalıyor, hamamın bahçesindeki sıcak su havuzları yukarıdan görülüyor. Ama biz hamamlara girmiyoruz, Türkiye’den gelip burada hamama mi girilir?



Hamam kültürünü Osmanlılardan almış olan Budapeşte sıcak sular konusunda oldukça zengin, şehrin farklı noktalarında doğal sıcak sulu hamamlar bulunmakta. Hatta yanılmıyorsam merkezinde sıcak su bulunan tek başkent diye bir şeyler okumuştum bir yerlerde.

1918 de kurulan Gellert tepesindeki hamamları Hotel Gellert adında bir otel işletiyor. İlk başlarda Türk hamamları gibi işletilen hamamda haremlik selamlık uygulaması varmış ve kadınlarla erkekler ayrı yerleri kullanıyorlarmış. 2013 yılında biz ne yapıyoruz, neden böyle davranıyoruz, bizde böyle bir kültür yok ki diye düşünmüş olacaklar ki karma sisteme geçmişler 🙂

Mağara Kilise ( Cave Church – Gellerthegyi Barlang )

Hamamların hemen karşısında Mağara Kilise  karşımıza çıkıyor. Gelmeden önce Budapeşte araştırması yapmıştık ama burayı duymamıştık o nedenle hemen kapısına gidiyoruz ne olduğunu öğrenmek için. 1926 da kilise olarak kullanılmaya başlanan bu mağara 1950 ye kadar kullanılmış ondan sonra komünist rejim gelince kiliseyi kapatmış ve kapısına duvar örmüş. 1959 yılında duvar yıkılmış ve kilise tekrar açılmış. Giriş ücretli olan kilisede tam bilet 600 forint miş ama biz oraya da girmedik.

Bu kiliseyle Gellert Hill ve Buda Tarafı sonlandı  ve biz tepenin eteklerinde bulunan Özgürlük Köprüsünden karşıya geçerek Büyük Pazara gidiyoruz ve Peşte Turuna devam ediyoruz.

Tepeye çıkarken bıraktığımız iki arkadaş ne mi oldu tepeden indiler ve tramvayla Büyük Pazara geldiler orada buluşup turumuza devam ettik 🙂

Peşte Tarafı yazısı için tıklayınız….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir