Beypazarı – Ankara

Beypazarı

İşlerin yoğunluğundan gezip tozmayalı, gezsek bile gezi yazısı yazmayalı hayli zaman oldu 🙂 .  Haziran ayında yaz tatiline kaçmadan bir Beypazarı turu yapalım dedik. Ankara’nın batısında kalan ve Ankara’ya yaklaşık 100 km olan bu şirin ilçe her geçen gün ününü artırmakta ve daha çok turist çekmekte.

Tarih boyunca Hitit, Frig, Roma, Selçuklular ve en son olarak ta Osmanlı egemenliğinde kalmış olan Beypazarı sürekli önemli bir konumda bulunmuştur. Roma Döneminde İstanbul’u Bağdat’a bağlayan yol üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biriymiş. Türklerin Anadolu’ya geçmesiyle Türk akıncılarının uğrak yerlerinden birisi olan Beypazarı ticaret merkezi olma özelliğini Selçuklular zamanında da sürdürmüştür.

Osmanlı zamanında Tımarlı Sipahilerin merkezlerinden birisi olan kent, yörenin Sipahi Beyine ve ekonomik hayatın canlılığına istinaden Beğ-Bazarı olarak adlandırılmış. Günümüzde Beypazarı olarak bilinmektedir.



Günümüzde Beypazarı’nı bu kadar ünlü yapan ise Tarihi Beypazarı Evleri, mutfağı ve el sanatlarıdır. Cumbalı ve Guşganalı olan iki yada üç katlı ahşap Osmanlı evleri restore edilerek turizme kazandırılmış. Evlerin tavan arasındaki bölümünün çatıdan yükselerek çıkmasına “guşgona” denilirmiş, Beypazarı evlerini farklı kılan da sanırım bu bölümler.

Beypazarı gezilecek yerler

Biz Beypazarı’na gelirken merkeze girmeden önce Macun Köyü tarafına gittik ve burada bulunan Yaşayan Köyü gezdik. Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk dönemi toplum yaşantısını günümüze taşımak ve yaşatmak amacıyla kurulmuş olan Yaşayan Köy bir açık hava müzesi.

Anadolu’nun çeşitli yörelerine ait mimari örneklerin, köy yaşantısının ve el işçiliklerinin uygulanarak hayat bulduğu Yaşayan Köy Beypazarı’nda görülmeye değer yerlerden biri.

Yaşaya Köyü gezdikten sonra Beypazarı merkeze gittik arabamızı park edecek bir yer bulmak gerçekten zor oldu. Biz arkadaşlarla iki araç peş peşe gitmiştik, benden önce giden ve bana rehberlik yapan arkadaşım otoparka girdi arkasından ben tam girecekken görevli kapıyı kapattı, içerisi dolmuş 🙁 .  Bende park yeri aramaya başladım ama ne mümkün, yolların sağı solu, otoparklar her yer dolu. Yaklaşık 1 km uzaklaştıktan sonra yol kenarında bir yer buldum da arabayı bıraktım.

Arkadaşlarla tekrar buluştuktan sonra daracık sokakların birinden girerek gezmeye başladık. Sokaklar hem daracık hem de oldukça kalabalık yürümek biraz zor oldu doğrusu. O güzelim sokaklardan geçerken acıktığımız hissettik ve bir şeyler yemeye karar verdik. Arkadaşlarımız daha önceki gelişlerinde Fatma Teyzenin Yeri adındaki bir gözlemecide yemişler ve beğenmişler, biz de burayı denemek istedik.

Fatma Teyzenin Yeri

Dar bir sokağın sağına soluna masalar atmış olan Fatma Teyzenin Yerini bulduk ve boş bir masaya yerleştik. Kahvaltı servisi de vardı ama mekan gözlemeci olunca biz de gözlemelerini denedik, patlıcanlı dahil çeşit çeşit gözleme vardı, patlıcanlı gözlemeyi sevmedim ama diğerleri güzeldi.

Böyle turistik bir yerde fiyatlar biraz daha pahalı olur diye düşünmüştüm ama sandığım gibi olmadı; gözlemeler 5 TL, ayran 3 TL ve çay 1.5 TL idi, gözlemlerde güzeldi.

Karnımız doyduktan sona gezmeye devam ettik, buranın en ünlü sokağı olan Alaaddin Sokağını geze geze Yaşayan Müzeye doğru çıktık. Buranın yerli halkı kendi yaptığı el sanatlarını ve ürünlerini Alaaddin Sokağının sağında solunda kurduğu stantlarda satıyor, buradan oldukça güzel hediyelik eşyalar alabilirsiniz. Sokağın etrafındaki oldukça güzel konakların bazıları kafe ve restoran olarak kullanılmakta burada oturup bir şeyler içerken etrafı izleyebilirsiniz.

Yaşayan Müze

Sokağın sonunda bulunan tarihi konaklardan biri müzeye dönüştürülmüş adı da Yaşayan Müze. Burası da Yaşayan Köyü kuran aynı kişi tarafından kurulmuş ve içerik olarak birbirlerine yakınlar. Yaşayan Müzede eskiden toplum kültürünün parçası olan ebru sanatı, kurşun dökmek, kalıpla basma yapmak, Hacivat-Karagöz, masal anlatan bir teyze gibi etkinlikleri izleyebilir veya deneyebilirsiniz.

Müzeden çıktıktan sonra niyetimiz Hıdırlık Tepesine çıkıp ilçeyi yukardan görmek, Beypazarı evlerinin çatılarındaki kiremitlerin rengi ile duvarların beyaz renginin ahengini tepeden görmekti. Ama biz müzeden çıkınca yağmur başladı bizde korunmak için civardaki kafe-konaklardan birine girdik bir şeyler içerek yağmurun dinmesini bekledik. Saat artık geç olduğu ve yağmur da pek dinecek gibi görünmediği için Hıdırlık Tepesine çıkmaktan vazgeçtik ve araçlarımıza gitmeye karar verdik.

Arabalara dönerken, yukarıya çıkarken gördüğümüz Beypazarı Kurusu satan Hanımeli Kuru Fırını adında bir fırın vardı. Geçenlere Kuru ikram ediyorlardı ve tadı gerçekten güzeldi. Bizde arabalara gitmeden yine bu sokaktan geçtik ve hazır gelmişken Beypazarı Kurumuzu da aldık 🙂

Havanın güzel olduğu bir gün gelip tepeye çıkıp Beypazarı’nı yukarıdan görmek lazım diye düşünüyorum ama yine de dolu dolu bir gün oldu, çocuklar da çok eğlendi. Bence yolunuzu buraya düşürüp gezmeniz gereken yerlerden biri, keyifli gezmeler……

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir